0Yorum

Dostlarıyla Yaşayanlar

Judy Tatelbaum, New York City Psikiyatri Kliniği’nde genç bir görevliyken, bir başka psikiyatri merkezinden gönderilmiş 20 yaşında bir kadın olan Roz’u görmesi istenmişti. Bu sıra dışı bir sevk işlemiydi, çünkü Roz’un ilk randevusundan önce herhangi bir bilgi verilmemişti. “Kulaktan dolma” bilgilerle hareket etmesi, kadının sorunlarını ve neye ihtiyacı olduğunu öğrenmeye çalışması istenmişti.

Herhangi bir tanı koymaksızın, Roz’un daha önceki tedavisinde hiç dinlenmemiş, yanlış anlaşılmış, mutsuz bir kadın olduğunu düşünen Judy, şöyle anlatıyor:

“Ailevi durumu iyi değildi. Roz, bana rahatsız değil de daha çok yalnız ve anlaşılmamış biri gibi geldi. Birinin onu dinlemesine öyle olumlu tepki veriyordu ki inanamazsınız. Yaşamaya değer bir yaşam yaratması, bir iş ve güzel bir ev bulması ve yeni ilişkiler kurması için onunla çalışmaya başladım. İyi gidiyorduk, Roz hemen yaşamında önemli değişiklikler yapmaya başlamıştı.

Roz ve ben başarılı çalışmamıza başladıktan bir ay sonra, önce psikiyatri merkezinden kayıtları geldi. Dosyanın birkaç santimetre kalınlığında olması ve Roz’un psikiyatrik nedenlere bağlı hastane tedavileri gördüğünü anlatması beni çok şaşırttı. Roz’a konan tanı ‘paranoid şizofreni’ydi ve durumunun ‘ümitsiz’ olduğu belirtiliyordu.

Roz’la deneyimim kesinlikle bu değildi. Bu kağıt parçalarını unutmaya karar verdim. Ona asla ‘ümitsiz’ bir vaka gibi davranmadım. Bu, tanıların değerini ve kesinliğini sorgulamam için bana iyi bir ders oldu. Roz’un hastaneye yatma, uyuşturulma, tecrit ve taciz edilme korkularını öğrendim. Ayrıca, bu gibi travmatik koşullarda bile ayakta kalabilme yeteneği hakkında bilgi edindim.

Roz önce bir iş buldu, sonra da yaşamak için kendisine zorluklar yaratan ailesinden uzak bir yer. Birkaç ay birlikte çalıştıktan sonra beni evlenmeyi düşündüğü adamla tanıştırdı. Bu, ona tapan başarılı bir işadamıydı.

Tedaviyi tamamladığımızda Roz bana gümüş bir kitap ayracı ve ‘Bana inandığın için teşekkür ederim,’ yazan bir not verdi.

Cesur bir kadının ‘ümitsiz vaka’ tanısına karşı kazandığı zafer sayesinde bana insanların yanında olmayı hatırlatan bu notu yanımda taşıyorum ve hep taşıyacağım.”

Erol Aksoy, başarılı bir işadamlığının dışında çok önemli hasletleri olan bir insandır. İnandığı insanların sonuna kadar yanında olur. Karşılıksız dostlukları onu farklı kılan en büyük özelliğidir.

CONRAD İSTANBUL’UN YARATICISI

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mimar olarak mezun olan Erol Aksoy, Aksoy İnşaat ve Ticaret A.Ş.’nin kurucusu ve ortağıdır. Şirketin kuruluşundan beri yönetim kurulu başkanlığını yürütmektedir. İstanbul’un en güzel manzaralı ve depreme en çok dayanıklı oteli Conrad’ın kurucusu, yönetim kurulu başkanı ve ortağı olan Aksoy, ince zevkleri olan, vizyonu geniş, çok değerli bir insandır.

TAKIM RUHUNA İNANIR

Erzurum’da dünyaya gelen Erol Aksoy, küçük yaşlarda çalışmaya başladı. Babası Osman Aksoy, önce Trabzon’da Cumhuriyet Oteli’ni, daha sonra Erzurum’da Temel Palas Oteli’ni işletti. Aynı zamanda Erzurum’da ve komşu illerinde iş yapan kereste, odun ve kömür tüccarıydı. Ailenin İstanbul’a taşınmasında Erol Bey’in büyük rolü oldu. Aile şirketinde babasına destek olmak amacıyla İstanbul ve Erzurum arasında mekik dokudu.

Onun çalışkanlık özelliği okulu bitirir bitirmez kısa zamanda başarıyı yakalamasını sağladı. Okuldan mezun olan arkadaşlarıyla ekipler oluşturarak bir takım okul projelerine girdi. İlk şantiyesi olan Feriköy İlkokulu inşaatını tamamladıktan sonra Gölcük İnşaat ve Emlak Dairesi’nde askerliğini tamamladı.

1970’li yıllarda Yapı ve Kredi Bankası’nın büyük şehirlerdeki birçok sayıda şubesini ve genel müdürlük binalarını yaptı.

Kardeşi ile girdiği benzin istasyonu işinden sonra Rumeli Feneri’nde balıkçılara denizden akaryakıt satışı, daha sonra Boğaz’dan geçen gemilere, işletilen küçük gemilerle transit akaryakıt satışı işine dönüştü. Sonrasında petrol işlerine kardeşi Erdal Aksoy devam etti ve Turcas Petrolcülük doğdu. Erol Bey, inşaat ve gayrimenkul işlerine ağırlık verdi.

GÜRCİSTAN’DA ETKİLİ

Banka ve otel inşaatlarıyla beraber fabrika inşaat işlerini de alarak ürün yelpazesini genişleten Erol Bey, Grundig fabrikası, Demirer Kablo Bozöyük fabrikası, Pepsi Cola Çorlu fabrikası ve Tamek Holding idari binası gibi önemli yerlerin projelendirme, inşaat ve dekorasyonunu yaptı.

Daha sonraları prestijli özel rezidanslar ile kültür ve alışveriş merkezleri yapımına devam eden Erol Aksoy, oğullarıyla da sinerji oluşturdu. Yapılarda kendi mimari tasarımlarına da yer vererek zevklerini konuşturdu, çok özel projeler üretmeye devam etti.

Gürcistan, Erol Bey’in baba memleketidir. O nedenle yıllardır ilgi duymaktadır. Geliştirip uyguladığı projelerle Gürcistan’da da kısa sürede ismini duyuran Aksoy, attığı her adımda, giriştiği her iş kolunda başarıyı yakalamıştır. Birbirinden kıymetli oğulları Alper ve Alpay, mütevazı, çalışkan, saygılı tutumlarıyla kısa sürede kendilerini kabul ettirmişlerdir.

Dostları Erol Bey için en önemli sermayedir. Çok vefalıdır. Maddi değerlerle hiç ilgisi yoktur. Herkesin derdine koşar, derdine derman olmaya çalışır.

Pek çok dernek ve vakıfta aktif üyelikleri olan Erol Aksoy, sosyal sorumluluk projelerinde de hep ön safhalarda yer alan, yardımsever, ülkesine aşık çok farklı ve ülkemiz için çok önemli bir değerdir.

Coşkulu ruhların üretmediği hiçbir şey başarıya ulaşmaz. İyi pazarlar.

Yorum Yazın
Trilye’nin Meze Yolculuğu

Trilye’nin Meze Yolculuğu

Yorulduk aynı mezelerden dedim; ama bıktık, sıkıldık, demedim… Lodosta yakalanmamış, Boğaz girişinde veya Karadenizde tutulmuş büyük bir torikten.