Berlin'de Sevdiğim Mekanlar

Komşu kapısı yaptığım Berlin’de henüz keşfedemediğim yerler var, onları bir dahaki sefere sakladım ama yıllardır en keyif aldığım yer KaDeWe mağazasının yanı başındaki Grenander Cafe. Hemen yakınındaki otelde kalmama rağmen kahvaltıları hep burada yaparım. Gezen tavuklardan yapılan menemen veya omlet, sadece mevsiminde sunulan sebzeler burayı cazip hale getiren en önemli özelliklerden. Sahibi Tamer Akkılıç, çok titiz bir gurme. Avrupa’da Leader Club üyesi. Dünyayı dolaşır, lezzet peşinde koşar. Organik ürünleri bulur, her şeyin doğalını alır. Akşamları mekanın önünde kahve ile puro içmeye bayılıyorum. Günün her saati turistlerle dolu. Tıklım tıklım bir yer. Selçuk Yöntem, Kıvanç Tatlıtuğ, Oktay Kaynarca gibi sanatçıların Berlin’deki durağı.

CHICAGO STEAKHOUSE

Tamer Bey, bu yıl et ile atağa kalkmaya hazırlanıyor. Aynı sıradaki Mola ve Faustus yıllardır Almanya’da isim yaptı. Fakat Chicago Steakhouse, Berlin’in en iyisi olmaya aday. Etler Almanya’dan temin ediliyor. Menüden seçtiğim tomehawk, 41 gün dinlendirilmiş müthiş bir et. Tabi kontrfile ve lokum filenin tadı da olağanüstü. Buram buram çayır otlarının kokusunu hissediyorsunuz. Restoranda her ülkeden insanlar çalışıyor. Mutfağın şefi Gaziantepli ama Berlin doğumlu Mehmet Akil, işine aşık birisi. Servis yapan Yunanlı garson çok kibar ve işine hakim ama et servisi sırasında Nusret’in taklidini yapmadan edemedi. Nusret’in meşhur tuz dökme hareketini uygulayarak tuzu serpiştirdi.

KLASİK ALMAN RESTORANI

Grosz, Alman-Avusturya mutfaklarının sentezini sunan sofistike bir mekan. Binanın giriş holünü giyim mağazalarına kiralayıp verim alamayan sahibi kendisinin işleteceği bir restoran yapmış. Güzel bir bahçesi var. Garsonların çoğu Türk. Restoran müdürü Orhan Ala, önce Türk olduğumu anlayamadan İngilizce konuştu. Sonra Türkçe konuştuğumuzu duyunca pek sevindi. Menüde Avusturya’nın ünlü şnitzelinden, krem bruleli kaz ciğerine kadar ilginç ama lezzetli yemekler var. Yaban kazı çok talep gördüğü için bize kalmamıştı. Bir hayli kalabalıktı. Hepsini denemek biraz zor ama ızgara fener balığı ve yanındaki ıspanak garnitürü çok lezzetliydi. Kontrfile tam kıvamındaydı. Burada da Nusret’in tuz serpme seremonisi ile karşılaşınca, reklamın ne kadar etkili olduğunu görüp Ferit Şahenk’in müthiş bir marka yarattığını gıpta ile izledim. Muhteşem bir çikolatalı dondurmayla final yaptım ama bu yaşıma kadar yediğim çikolatalı dondurmalar dondurma değilmiş meğerse! Tabi yemeğe başlarken ekmek tuzağına düşmeyin. O kadar lezzetli ekmekleri var ki yemeğe başlamadan karnınız doyabilir.

Yorum Yazın
Trilye’nin Meze Yolculuğu

Trilye’nin Meze Yolculuğu

Yorulduk aynı mezelerden dedim; ama bıktık, sıkıldık, demedim… Lodosta yakalanmamış, Boğaz girişinde veya Karadenizde tutulmuş büyük bir torikten.