0Yorum

Alaçatı’daki Ankaralılar

Kral maiyetini önemli bir görev için sınamak istemiş. Birçok güçlü ve akil adamı etrafında toplamış. Kral onları bugüne kadar görüp görebilecekleri kocaman kapının önüne getirerek şöyle söylemiş: “Siz akil insanlar, benim bir sorunum var ve hanginizin bunu çözebileceğini görmek istiyorum. Burada krallığımdaki en büyük ve ağır kapıyı görüyorsunuz. Hanginiz bunu açabilirsiniz?” Saray mensuplarından bazıları açamayız der gibi başlarını sallamışlar. Diğerleri, çevresindekilere göre daha akıllı sayılanlar, kapıyı daha yakından incelemiş fakat onlar da açamayacaklarını kabul etmişler. Bu akil insanlar böyle söyleyince saraylılar, sorunun çözülemeyecek kadar zor olduğunda fikir birliğine varmışlar.

Sadece bir vezir kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş ve elleriyle yoklamış, açmak için çeşitli yolları denemiş, en sonunda kuvvetle yüklendiğinde ağır kapı açılmış. Meğer kapı zaten tam kapalı değilmiş ve açmak için deneme isteği ve yüreklilikle davranma cesaretinden başka bir şey gerekmiyormuş. Kral vezire şöyle söylemiş: “Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmadan, kendi gücünü devreye soktuğun ve denemeyi göze aldığın için saraydaki görevi sen alacaksın.”

Alaçatı Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç adı duyulmamış bir beldeyi rüzgar sörfü modasıyla birlikte sadece Türkiye’ye değil dünyaya tanıttı. Birinci lige çıkardı Alaçatı’yı. Sabah, öğle, akşam işinin başında. Halk ile iç içe. Esnafın sorunlarını kendi sorunları olarak kabul etmiş. Öyle alışmadığımız tarzdan bir belediye başkanı. Seçilene kadar oy avcılığı yapıp sonra halka sırtını dönenlerden değil. Mekanlara ceza vermek için açık arayan değil. Sorunları olan restoran sahiplerinin ayağına gidip sorununuzu çözerim diyenlerden, yani olması gerekeni yapanlardan. Uçurdu Alaçatı’yı.

Bir çılgın Türk ise Ankaralı iş adamı Mesa’nın kurucularından Aykut Mutlu. Berbat, kokudan geçilmez bir bataklığı cennet yaptı. Denizi tekrar kazandı. Bir kanal kent yaptı ki pek çok ünlü sima oradan ev aldı, evinin önüne teknesini bağladı. Akıllara durgunluk veren projeyi görünce insan heyecanlanıyor. Mücadeleden yılmamış, tökezletilmek için harcanan çabalar karşısında taş yapı gibi durmuş. Sadece bu kanal kenti görmek için bile gidilir Alçatı’ya.

Pazarlama konusunda çok başarılı belediye başkanı Alaçatı’nın ünlü otlarıyla çıktı dört yıl önce. Hem Alaçatı’yı tanıttı hem de Türkiye’ye büyük hizmet yarattı. Dağlardaki yenilebilir otların hem insan sağlığına, hem bütçesine çok yararlı olduğunun bilincini uyandırdı. Ot Festivali’nin bu yıl dördüncüsü kutlandı. İlk yıldan beri aksatmıyorum. Öyle bir komite var ki festivali hazırlayan, karşılık beklemeden yaptıkları çalışmaları yıllardır yakından izlemekteyim. Tülin Onaner emekli bir konsolos eşi. Aylar öncesinden başladı çalışmalara hiçbir maddi manevi çıkarı olmadan. Sadece gönül insanı o. Uykusuz geceler, saatlerce ayakta kalmalar sıradan işler olmuş onun için. Genç bir kızın enerjisi var adeta. Muhteşem bir pazarlama, aksaksız bir organizasyonun baş mimarı.

Yaprak Uziş Alaçatı’nın sembolü. Kuytu Restoran’ın sahibesi, şefi, her şeyi. Tam bir yaratıcılık örneği. Yıllar önce güzel yemeğe düşkünlüğümü bilen sevgili dostum Anıl Amiklioğlu tanıştırmıştı Yaprak Hanım’la. Bizim için Alaçatı’nın simgesi oldu. Amatör ruhuyla yaptığı o güzelim Ege yemeklerini medyadan kaçırdı adeta. Tek başına on parmakta on marifet. Yeni mekanı şehrin içinde ve güzel bir bahçesi var. Tam ismiyle bağdaşıyor. Alaçatı’daki Ankaralı temsilcimiz Yaprak Hanım, Ot Festivali’ne yüreğini katıyor. Aylar öncesinden başlıyor hazırlıklara. Celal Uysal kendini bu işe adayanlardan. Trionun önemli bir ayağı. Canla başla çalıştı festival için. Dördüncü yılında çıtanın biraz daha yükseldiğini görmek çok mutlu etti beni. Yaşlı köylü kadınları, unutmaya yüz tutulan eski yemekleri çıkardılar ortaya. Haşlanmış otların üzerine limon, sarımsak katmadan özgün yemekler yaptılar. Lezzet kavramında çok önemli gelişmeler vardı eski yıllara oranla. İmren Otel ve İmren ailesi otlar gibi efsane yarattı Alaçatı’da. Candan konukseverlik ve huzur bulduğumuz otelleri kışın bile cazibe merkezi.

OTLARIN EFSANESİ

Efsaneye göre rüzgar tanrısı önce denizi okşadı. Sonra sokuldu sahile. Hafifçe dokundu sahile. Hafifçe dokundu toprağa. Toprak yavaşça irkildi rüzgar tanrısının etkisiyle. O esintiyle birden başladı dans etmeye al yanaklı kız, uzun siyah saçlarını savurdu rüzgara, toprağa. Al yanaklı kızın sevgisi, rüzgar tanrısının ahengiyle toprak kapladı kendini birbirinden farklı, birbirinden güzel otlarla. Yıllardır 1001 çeşit otun yetiştiği söylenir Alaçatı’da. Bu yıl ot yemekleri yarışmasında birinciliği 76 yaşındaki Gülfidan Nine kazandı. Şekerin kullanılmadığı bu helva oldukça ilginçti. Çağla yemeği ile Yeliz Kurt ikinci oldu. Yedi çeşit otu çağla ile buluşturan Kurt’un yemeği çok lezzetliydi.

Abdullah Tınaz ise tereyağı ve limon sos eşliğinde şevketi bostan ile ahtapotu buluşturduğu yemeği ile üçüncülüğü kazandı. Ot toplama yarışmasında ise Gizem İncebağ birinci, Nuran ve Hüseyin Erdem ikinci, Fulya İnci ise üçüncü oldu. 11 yaşındaki Kaan Cansın’a jüri özel ödülü verildi.

Ot Festivali’nin yarışma yemekleri altı kategoride yarıştı. Birinci kategori salata ve mezeler, ikinci kategori etsiz ot yemekleri, üçüncüsü etli ot yemekleri, dördüncüsü deniz ürünlü ot yemekleri, beşincisi hamur işleri ve pilavlar, altıncısı tatlılar. Yokluk zamanı yemeği mercimekli ebegümecinden, Gülfidan teyzenin birinci olan körmen helvasına, bıldırcının ot rüyasından, oğlak etli şevketi bostana, levrek şölenine, otlarla bezenmiş komat gibi Makedon yemeklerine varıncaya kadar yaratıcı ot yemekleri yarıştı.

ŞEVKETİ BOSTANIN DÖNÜŞÜ

“Mübarek dikeni” olarak da adlandırılan şevketi bostan bu yıl yarışmacıların pek çoğu tarafından kullanıldı. Tarla kenarlarında yetişen bu bitkinin boyu 50 cm’ye kadar uzanır. İdrar sökücü, hemoroit iyileştirici, damar ve doku büzücülüğü özelliğinden dolayı kanamaları durdurma, taş düşürme, yaşlanmayı geciktirme gibi meziyetleri olduğu söylenir. Bu günlere gelişinin bir hayli uzun öyküsü vardır. Otlarla, etler, balıklar, aşçıların sevgisi tencerelerde buluştu. Otlarla birlikte, Türk mutfağının sır yemekleri çıkıyor, mutfağımız uyanıyor. Bu dünyada bir şeyi değiştiremeyeceğini söyleyecek iki tür insan vardır. Biri böyle bir şeyi denemekten korkanlar, biri de senin başarılı olmandan.

Yorum Yazın

Son Yorumlar