Abant’ın Mevsimi Geçmez

Nice şehirler biliyorum her birinin özellikleri farklı, kendine özgü güzellikleri var. Ama not defterlerinin tozlu sayfalarında unutulmaya mahkûm, kupkuru tarih, coğrafya bilgilerinden ibaret. Öyle yerler var ki sürekli çağrışımlarla yerlerini belleğinizde her daim canlı tutmayı başarır. İşte bunun en iyi örneği Abant’tır.

Abant çaredir bozkır ortasındaki Ankara’da bulunan insanlar için ve de İstanbul’un kalabalığının hırpaladığı canlara nefes vermek yani teneffüs yaptırmak için. Kışın karlarla kaplı ormanları, buz tutmuş gölü, yazın serinliği, ilkbaharda uyanışı, sonbaharda göldeki nilüferleri, sarıya dönüşmüş kendini bırakan yaprakları ve her tarafı kaplayan bedava protein kaynağı Kanlıca mantarları ile.

GÖL İYİ KORUNUYOR

Abant’ın dokusu hiçbir zaman bozulmuyor, çok iyi koruma altında, pırıl pırıl her taraf. Ama akü ile çalışan bir iki küçük tekne canlılık katar. Göldeki nilüferler, alabalıklar, yörede tingo olarak anılan Hollanda sazanları renk katıyor. Tingolar o kadar büyümüşler ki adeta gövde gösterisi yapıyorlar. Füze çevikliğiyle ördeklerin ağzındaki ekmekleri bile alıyorlar.

Abant’ın benekli alabalığı endemiktir. Eğer denk gelirse damaklarınız tavan yapar. Tatlı su balıklarını en lezzetli deniz balıklarıyla bile mukayeseye başlarsınız. Kırmızı benekli alabalık başka hiçbir yerde yetişene benzemez.

KANLICA MANTARI ZAMANI

Abant yaz-kış sürekli kalabalık, iyi turist çekiyor. Bu mevsimde her yer Kanlıca mantarı ile dolu. Bedava protein kaynağı bu lezzet deposu fırında pişirilebiliyor, sotesi yapılıyor, deniz mahsullerine de pek yakışıyor.

Gölün civarında yürüyüş yapıp, oksijen depoladıktan sonra uzun uzun oturup doğal ürünler tüketebileceğiniz güzel mekânlarda inanılmaz manzara eşliğinde vakit geçirmek için hem İstanbullular hem de Ankaralılar her fırsatta Abant’ın keyfini çıkarıyor. Arap ülkelerinden gelen pek çok turist de keşfetmiş burayı. Abant artık dünya ligine oynuyor.

GÖL GAZİNOSU KLASİKLEŞTİ

Abant’ın Büyük Abant Oteli, Abant Palace Hotel, Abant Köşk Oteli gibi kaliteli otelleri var. Ayrıca 30 yıldır çizgisini sürekli yukarıya çeken Göl Gazinosu’nda sadece kendilerini seven insanlara süt veren mandalardan elde edilen kaymaktan tutun, Bolu’nun yeşil meralarında otlanmış kuzu etine kadar her şeyin en lezzetlisi mevcut. Sucuklarını bile kendileri yaptırıyor. Hayrettin Harbacı ve Nuri Ayhan bu işletmenin sahipleri ve Türkiye’de de uzun yıllar güzel ortaklıklar yapılıp sürdürülebilir işlerde çok iyi sonuçlar verebiliyor dedirtircesine başarı sağlamışlar. Kışın şömine keyfi, yazın göl manzaralı bahçede yöreye özgü nefis yemekleri ve yaratıcı Türk mutfağını deneme şansını yakalıyorsunuz.

YOLU OLMAYAN YEDİGÖLLER

Cennete ulaşmak ve kıymetini bilmeden önce cehennemden mi geçmek gerekir? Yedigöller’e giderken böyle bir duyguya kapıldım. Doğa harikası Nazlıgöl, Sazlıgöl, İncegöl, Kurugöl, Deringöl, Büyükgöl ve Seringöl isimli bu cennet göllere ulaşmak için sabırlı ve dikkatli yolculuk yapmanız gerekiyor.

20 yıl önceki yolun aynısı. Yolda kalıp dünya ile irtibatınızın kopması an meselesi. Bazı yerlerde GSM operatörleri çalışmıyor. 42 km tarlada gider gibi gidiyorsunuz. Doğru düzgün yön gösteren levha bile yok. Acaba buradaki doğayı bozmamak için kasıtlı olarak mı yapılıyor diye düşünmeden edemedim. 20 km kala Gurbet Taşı Yaylasında odun ateşinde kıymalı veya ıspanaklı bazlama ve çay molası verirseniz yol gözünüzde birazcık azalır. Ama bunca yol sıkıntısına rağmen kesinlikle görülmesi gereken bir yer.

Yorum Yazın

Son Yorumlar