1Yorum

Bitkilerin Gücüne İnananlar

 

Göl kenarında küçük bir köyde yaşayan bekar bir adam her gün köy kahvesine gelir ve arkadaşlarıyla okey oynar. Yine bir gün oyuna daldığında ocağın üzerinde sütü unuttuğunu ve altını kapatmadığını hatırlar.

Hemen eve gitmesi gerekmektedir ama dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaktadır. Oyun arkadaşlarından birisi olan komşusu Rıza, onun şemsiyesini alabileceğini söyler.

Adam şemsiyeyi alır ve evine gidip ocağın altını kapatarak oyuna geri döner.

Elbette şemsiyeyi aldığı arkadaşına teşekkürü unutmaz. Akşamüzeri arkadaşı Rıza ile birlikte göl kenarından evlerine doğru yürümektedirler. Rıza sorar, “Nasıl, şemsiye işine yaradı mı?”

“Evet teşekkürler” der, adam bir kez daha.

Biraz yürüdükten sonra Rıza, “O şemsiyeyi dayım Almanya’dan getirmişti. Çok kalitelidir, üç yıldır kullanıyorum” der.

Adam “Evet, çok sağlama benziyor” diye karşılık verir.

Biraz yürüdükten sonra Rıza “Bak tedbirli olacaksın arkadaş, ben her zaman şemsiyeyi yanımda taşırım” der.

Bunun üzerine “Haklısın düşünmem gerekirdi” diye karşılık verir adam.

Biraz yürüdükten sonra Rıza, “Peki ya ben de şemsiyemi almasaydım ne olacaktı?” der.

İyice sinirlenen adam: “Ne mi olacaktı?” der ve ardından hemen göle doğru koşar ve elbiseleriyle birlikte suya atlar.

Sonra da Rıza’nın yanına gelerek “Senin şemsiyen olmasaydı ne mi olacaktı? İşte en fazla bu kadar ıslanacaktım” der. Arkadaşından ayrılarak evinin yolunu tutar.

Züleyha İnci Atıcı, karşılıksız iyiliklerin adresi olan çok özel bir insandır. İyilik yapmak için yaratılmış, hiçbir karşılık beklemeden insanların dertlerine çare olmaya kendini adamış Züleyha Hanım’ı tanıdıktan sonra doğaya bakış açım bir hayli değişti.

BİTKİLERLE KONUŞUYOR

Ankaralı olan Züleyha Hanım, yüksek öğrenimini İngiltere’de Oxford Üniversitesi Farmakoloji bölümünde yapmış değerli bir farmakologtur. Olimpos Çıralı’dan, Himalayalar’a kadar dolaşıp insanlara yararlı olan bitkilerin peşine düşen Züleyha Hanım insan sağlığını olumsuz etkileyen rahatsızlıkların tüm çözümünün doğada olduğunu söylemektedir.

Bir yakınına bıraktığı çiçeğin iki gün içinde renk değiştirip solduğunu, iki gün sonra kendisi tekrar evine alıp konuşmaya başlayınca çiçeğin dirilip eski haline döndüğünü anlatan Züleyha İnci, son derece araştırmacı, okuyan, gezen, çok çalışkan bir yapıya sahiptir.

Bir panzehir olup pek çok derde deva olan endemik bitki gentiana luteayı anlatırken bir dinleseniz çok mutlu olursunuz. Sadece Uludağ ve Kazdağları’nda bulunan bu nadide bitkinin insanlığa yararlarını anlatmakla bitiremiyor Züleyha Hanım. Köylüleri bilinçlendiriyor, bitkileri yanlış toplayıp sonlarının gelmemesi için köylerde insanlara eğitimler veriyor.

OTLARLA DANS

Zaman zaman umutsuzluğa kapılıp moralinin bozulduğunu görsem de Züleyha Hanım ülkesini çok seviyor ve bu topraklardaki zenginliklerin heba olmasını istemiyor. Öğrenci kızı Zehra Müge annesinin en büyük yardımcısı. Zaman zaman kızıyla birlikte dağlara, bayırlara çıkıp doğanın bize getirdiği nimetlerin peşine düşüyor. Canını tehlikeye atma pahasına olsa bile yaban hayatı korumak için büyük çaba sarf ediyor. Doğadaki yabani atların, geyiklerin, ceylanların avlanmasına çok üzülüyor. Ekosistemi insanoğlunun bozmasından dolayı çok şikayetçi.

Otlarla adeta dans ediyor, aradıklarını bulunca onlara zarar vermeden bilinçli bir şekilde topluyor. Sandal ağacı görünce çocuklar gibi seviniyor. Sandal ağacının ne denli sert olduğunu, kabuğunun nelere iyi geldiğini anlatıyor. Türkiye’deki endemik bitkilerin eşi bulunmaz özelliklere sahip olduğunu söylüyor sürekli olarak.

DEPRESYON YATIŞTIRICILAR

Bir zamanlar yüzüne bakılmayan keçiboynuzunun nelere kaim olduğunu anlatan Züleyha Hanım, bitkileri doğru kullanmanın çok önemli olduğunu vurguluyor. Kantarondaki sarı ve kırmızı çiçeklerin etrafındaki sarı kılçıkların ne işe yaradığını öyle ince ayrıntılara vararak anlatıyor ki gerçekten doğa mucizesine olan inancınız katlanıyor. Kantaronun yara iyileştirici, enfeksiyonu kapatan özelliğinden bahsederken doğru kullanmak gerektiğini, güneşe duyarlılık oluşturduğunu da belirtiyor. Melisa ve sarı kantaronu bire bir (bir tutam ondan bir tutam ondan) kullanmanın depresyona çok iyi geldiğini, İranlı olarak bildiğimiz safranın en iyisinin İspanya’da yetiştiğini, zeytinyağındaki oleik asidin insanlar için can suyu, arılar içinse can alıcı olduğunu ondan öğreniyoruz.

Afrika’dan da çok kıymetli ağaç kabukları, kökler, bitkiler getiren Züleyha Hanım, dünya bitki haritasını avcunun içi gibi biliyor. Tarım stratejisti Züleyha Hanım, besbaseden, doğal kafura, çoban çökertenden aleo veraya, ravent kökünden, tarçına kadar yüzlerce bitki ile haşır neşir. İnsanlara da “Çocuklarımızı canımızı seviyorsak lütfen doğayı araştıralım” diyerek sesini de duyurmaya çalışıyor sürekli.

DNA’MIZI KORUYALIM

Planktonlar konusuna da son zamanlarda çok dikkat çeken Züleyha İnci, planktonları sadece balıkların yiyeceği olarak görmememiz gerektiğini o balıkları biz de yediğimize göre insanların yaşaması için gerekli oksijenin yüzde seksenini planktonların sağladığını da bilmeliyiz demektedir.

Oxford’da dört yıl bitkiler üzerinde lisans eğitimini tamamlayan Züleyha Hanım, tam bir Anadolu kadınıdır. Son derece mütevazıdır. Kendisinin her zaman yanında olan eşi Enka Bey’in ve kızı Zehra Müge’nin desteğinin de önemini vurgular.

Çiçeklere fısıldayan, onlarla akşam konuşup çiçek açtırmasını sağlayan bu nadide hanımefendi amatör ruhuyla profesyonel işler yapmaktadır. Yüreğindeki insan ve ülke sevgisi, ülkesinin insanlarına yararlı olma çaba ve arzusu takdire şayandır.

Virüsten korunmak için bağışıklık sistemimizi güçlendirip korumaktan daha önemli olan DNA’mızı korumak olduğunu söyleyen Züleyha Hanım’a yakın dostları şöyle diyor: “Başın düşerse dara Züleyha Ablanı ara.”

Öngörülerinizin ve hayallerinin üzerine titreyin, çünkü onlar ruhunuzun çocukları, sonuçta elde edeceğiniz başarıların planlarıdır. İyi pazarlar.

Yorum Yazın