1Yorum

Bilinmeyenleriyle Ali Şen

1981 yılında çiçeği burnunda bir teğmen olarak İstanbul Kağıthane’deki Hasdal Kışlası’na tayin olmuştum. Çok çalıştığımı gören komutanlar beni ek görevlerle ödüllendiriyorlardı. Bir gün Tümenin Karargah Bölük Komutanlığı’na vekalet etmem istendi. Bu bölükte vatani görevini yerine getiren pek çok futbolcu mevcuttu. Bir tanesi de Fenerbahçe’nin ünlü kalecisi Yaşar’dı. İdealist bir teğmen olarak ilk icraatım; diğer askerlere haksızlık olmasın diye kaleci Yaşar’a izin kısıtlaması getirmem olmuştu.

Ertesi gün ulusal bir gazetenin spor sayfasında aynen şöyle başlık vardı: “Birliğinden izin alamayan kaleci Yaşar Fenerbahçe’nin antremanlarına katılamıyor.” Aynı gün Serkan Acar ve Ali Şen’i Tümen’in bahçesindeki kameriyede Tümen Komutanı Tümgeneral Mustafa Katırcıoğlu ile birlikte çay içerken görünce “Eyvah” dedim, “Beni şikayete gelmişler.” Koyu Fenerbahçe taraftarı olan paşa olaya ey koymuştu!

Türkiye’nin yetiştirdiği çok özel bir iş adamı olan Ali Şen’i o günden beri tanırım. Ona hayran olan pek çok Galatasaraylı ve Beşiktaşlı dostlarım vardır. Ama ona yakınlığım Türk Tanıtma Vakfı Başkanı Kemal Baytaş’ın tanıştırmasından ve Bodrum Gündoğan’daki konutunda birkaç kez misafiri olmamdan sonra başladı.

EN VEFALI DOST

Çok sağlam dostlukları olan Ali Şen Fenerbahçe Kulübü’nün hiçbir zaman unutamayacağı, çok başaralı hizmetler yapmış efsane başkanıdır. Kulübüne aşık olduğu kadar ülkesine olan sevgisi, diğer futbol takımlarına olan yaklaşımı Ali Şen’i her zaman farklı kılan bir özelliktir.

1996 yılında evdeki bir partide zamanın Yargıtay Başkanı Müfit Utku, Kemal Baytaş, Güneri Civaoğlu, Yavuz Donat, Sümer Oral ile birlikte Galatasaray’ın İsviçreli takım Neuchatel Xamax’ı 5-0 yendikten sonra uğradığı haksızlığı tartışılırken Ali Şen hemen yakın dostluğu olan UEFA Başkanı’nı arar. Galatasaray’a övgü yağdırırken uğradığı haksızlığı dünyaya yayacağını söyler. Fenerbahçe Başkanlığı yapmış bir kişi olarak akabinde gözlemciyi arar. Ona da gerekli ültimatomu verdikten sonra sözü dinlenen, güvenilen birisi olarak hem UEFA Başkanı’nı hem de gözlemciyi ikna eder, Galatasaray’ı ipten alır.

YÜRÜYEN KÜTÜPHANE

1981 yılı Ali Şen’in Fenerbahçe’de ilk kez başkanlık yaptığı bir dönemdir. Gazeteci yazar Necati Zincirkıran bir makalesinde kendisinden “Yürüyen Kütüphane” olarak bahseder. Gerçekten de Ali Şen, çok okuyan, çok dolaşan, İngilizce, Boşnakça, Rusça ve Danimarka lisanlarını ana dili gibi konuşan, bilgi dolu, hayat dolu bir insandır. Zamanın en zor bilgi yarışması olan Orhan Boran’ın sunduğu üç aşamalı yarışmanın üçünü de kazanıp çok büyük para ödülüne sahip olur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki ilk barış konferansının Potsdam’da yapıldığını bile bilir. Tarih, felsefe, coğrafya, edebiyat Ali Bey’in en çok ilgi duyduğu alanlardır. O zamanın parasıyla 28 milyon Türk Lirasını kazanarak herkesi şaşırtır.

Dünyanın her yerine dalış yapmaya giden Ali Şen, elinden düşürmediği “Ölmeden Önce Dalınacak 50 Yer” isimli kitapçıkta yazan yerlerden çoğunda dalış yapmış.

Vefalı dostlukları, yaptığı iyiliklerle 7’den 70’e herkesin sevgisini kazanan Ali Şen, temmuz ayında Bodrum’daki Dodo Beach’e birkaç saatliğine dinlenmeye geldiğinde 50 metrelik yolu çok uzun bir sürede aşabildi. Onunla fotoğraf çektirmek isteyen hiç kimseyi kırmadı, tek tek ilgilendi. Dünyada pek çok ülkenin önemli devlet başkanlarıyla arkadaş olan, başarılı işlere imza atan ama bir o kadar da mütevazı olan bir iş adamına dünyanın hiçbir yerinde rastlamak mümkün değildir.

BORIS YELTSIN’E JEST

Boris Yeltsin Cumhurbaşkanı iken Rusya’da bir ihtilal denemesi oldu. Hatta Boris Yeltsin tanklar üstüne çıktı. “Beni ezip öyle geçebilirsiniz” dedi. İşte bu olayların yaşandığı günlerde o dönemde Ali Şen’in de bir uçak filosu vardı, hatta İstanbul, Ankara ve Bodrum uçak seferleri onun uçak şirketinin (Green Air) tekelindeydi. Ali Şen ile Boris Yeltsin’in şahsi dostlukları vardı. Bu darbe haberlerini duyunca kendi özel uçağıyla Moskova’ya uçtu. Ayağının tozuyla Boris Yeltsin’e gitti. Dedi ki “Sayın Başkan, Moskova’ya 50-55 km’lik uzaklıkta, askeri amaçla kullanılan özel bir havaalanı var, 22 kişilik bir uçak bu havaalanında zatı alinizin emrini bekliyor. İster Türkiye, ister dünyada arzu ettiğiniz bir ülkeye gitmek üzere emrinizdedir.” Boris Yeltsin, “Çok teşekkür ederim, çok duygulandım. Şu anda öyle bir şeye ihtiyaç duyulmuyor. Gereksinim olursa sana haber veririm” dedi. Bu olay Türk basınına yansımadı. Ali Şen kendi jestini açıklamadı. Avrupa, özellikle Alman basınında geniş bir şekilde yankı buldu.

Danimarka’nın en zenginlerinden birisi ve Ali Şen’in çok yakın dostu olan Boje Nielsen’le ilgili yaşadıklarını bir dinleseniz şok olursunuz. Eğer bulabilirseniz Rovrendt (Korsan Soygunu) isimli John Lindskog’un yazdığı kitapta Boje Nielsen’in hayatı, 11 Eylül 1980’de İstanbul’a gelişi, 12 Eylül’de gerçekleşemeyen Süleyman Demirel randevusu ve Ali Şen’le ilgili çok ilginç anılar var, bir solukta okursunuz ve hayretler içinde kalırsınız.

Danimarkalı iş adamı Boje ile Türkiye’ye yapacağı çok önemli bir proje zamanın müsteşarı Kemal Baytaş tarafından reddedildikten sonra Baytaş’a kin beslemeyip nasıl yakın dost olduklarının göstergesi Ali Şen’in ne büyük bir vefa insanı olduğunu anlatmaya yeter.

Evindeki 55 kedi ve köpeğini sevecenlikle besleyen Ali Şen’in bu zafiyetinden Bodrumlular çok fazla yararlanıyorlar. Tatil dönüşü hayvanlarına bakamayacaklarını anlayanlar hayvanlarını Ali Şen’in kapısına bırakıyorlar. O da göz göze geldiği kedi ve köpeği çiftliğine kabul etmekten başka bir şey yapmıyor.

Eşi Benta, gelinleri Begüm ve Aslı, oğulları Adnan ve Metin bu kadar varlık içinde olup alçakgönüllülüklerinden çok etkilendiğim insanlar. Anadolu misafirperverliğinin en görkemlisini yaşatıyorlar konuklarına, etkilenmemek mümkün değil. Ali Şen’i anlatmam, dinlediğim pek çok anısını size aktarmam için herhalde Sabah Ankara’nın tüm sayfalarını doldurmam gerekir ama inanın o da yetmez.

Gözlerinin ışığı güneş kadar aydınlık olanlar, görülmez olan şeyleri görebilirler.

Yorum Yazın