0Yorum

Aşk Ateşi Sönmemeli

Eskiden paranın bereketi vardı galiba. Ben 1980 yılında teğmen iken Şişli’de bekar evinde oturuyor, her ay bir cumhuriyet altını biriktirebiliyor, birkaç ayda bir İGS’den takım elbise alabiliyor, cuma akşamları Tarabya’da Köşem Bistro’da Ümit Besen’i dinlemeye gidebiliyordum! Yine bir hafta sonu akşamı 4 arkadaş, o zamanlar çok popüler olan Gayrettepe’deki Bambu Köşk Restoranı’na gitmiştik. Yemekler beklenenin üzerindeydi. Piyanist şantörlerin trendy olduğu zamanlardı. Sihirli parmakları ile insanları coşturmaya çalışan piyanist, 70 yaşlarında çiftin dışında saat 23:45’e kadar kimseyi sahneye çıkaramadı. Ama sahneden inmeyen yaşlı çift, bütün oturanları sahneye çekti ve iki saat boyunca tüm konuklar dans etti. İlerleyen saatlerde eline mikrofonu alan piyanist duygulu bir konuşma yaptı: “Meslek hayatımın en kötü gecesi olacaktı. Karamsarlığa düştüm, neden sizleri eğlendiremiyorum diye kendimi sorgulamaya başlamıştım. Ama son saatlerde moralim düzeldi. Bu güzel geceyi gece boyunca sahneden inmeyen çifte borçluyuz” dedi ve onlara teşekkür etti. Avusturya’nın başkenti Viyana Büyükelçiliği’nde Ticari Ateşe olarak görev yaptıktan sonra emekli olmuşlardı. Piyanist onlara şu soruyu sordu: “Neden hala evlenmediniz?” Evet o gece benim de dikkatimi çekmişti. Henüz flört devresindeki gibiydiler. Aşk ateşleri hiç sönmemişti. O ateş sönmezse çok mutlu olursunuz. Sağlığınız düzelir, kendinize daha iyi bakarsınız çünkü artık aşık olduğunuz kişiye karşı da sorumluluklarınız vardır. Ama aşk hayata bağlar insanı. Meşaleyi sürekli yakmak ve söndürmemek lazım. Evlilik aşkı öldürür mü sorusunun yanıtını İlkim Öz’ün aynı isimli kitabında bulabilir, okurken yaşarsınız ve büyük keyif alırsınız. Sevmek ve sevilmek yaşamın ışıklı yanı, üzüntülerden, sorunlardan alıp bambaşka dünyalara götürür sizi.

GÜZEL BİR KADIN ELLİ YAŞINDA BİR ERKEK ARIYOR

Geçen hafta Almanya’da iş adamı, öz kardeşim gibi sevdiğim dostumu aradım. Türkiye’den tatilden yeni dönmüş ama sesi hala yorgundu, benim sesime ihtiyacı olduğunu hissettim ve konuşmayı olabildiğince uzattım. “Süreyya Ağabey, çok yoruldum son yıllarda, deniz beni dinlendiremiyor artık” dedi. “Nelerden yoruldun?” dedim. “Duygularımdan, işlerimden, benimle uğraşanlardan, aşklarımdan. Şöyle beş günlüğüne gelsene biraz dertleşmeye, senin ağabeyliğine ihtiyacım var” dedi. Ancak Almanya’ya yakında program çekimleri için gideceğimizi söyledim, sevindi ve derin bir nefes aldı. Sevgili Ersin Ramoğlu, sert siyasi yazılarından sonra arada bir aşk yazıları yazıyor ve herkesi köşesine bağlıyor, başka dünyalara götürüyor. Çoğu kişinin o yazıları kesip sakladığını biliyorum. Bu hafta da sıra bende. Benim yaşımla bağdaştırıp yorum yapmasın kimse, tamamen tesadüf! Ben bu şarkıyı yıllar önce dinlediğimde hiç 50 yaşına gelmeyecekmiş gibiydim. Ama 40 yaş ile 50 yaş arası öyle hızlı geçiyor ki anlayamıyorsunuz. Ama bir teselliniz var. Modern tıp artık 50 yaşındaki bir insanı 30’lara indiriyor! Hayatı yaşam kılan insanlarsa, aşkı aşk yapan da duygulardır. Duygularınızın hangi yaşta teslim olacağını kestirmek zor. Bakın 40 yaşında çok güzel bir kadın aşık olmak istediği erkeği nasıl betimliyor. Lynda Lemay adını daha önce duydunuz mu bilmiyorum? 1966 yılında Quebec, Portneuf’ta dünyaya gelmiş. Omuzlarına dökülen uzun kızıl kahve saçları, iri gözleri, çıkık elmacık kemikleri ve iki minik gamzeyle vurgulanmış narin yüzüyle bir top model zannedebilirsiniz ama değil. Lynda Lemay bir şarkıcı. Repertuarında 500’den fazla şarkı olduğunu okudum internet sitesinde. Genizden gelen buğulu bir sesi var, insanın içine işliyor. 50. yaşıma bu güzel şarkıyla giremedim çünkü hep Trilye’de kutladım yıllardır doğum günümü. Palet Pastanesi’nin sahibi Ergun Kırmaç, ağabeyi Aydın’a kendi elleriyle çok özel pastalar yaptırır her doğum günümde hep aynı melodiyi mırıldanarak personelimle birlikte kutlarız. Şarkının adı “50 Yaşında Bir Adam” şöyle diyor: 50 yaşında bir adam arıyorum, Her düşü kurmuş, her düşü yitirmiş, Her şeyi istemiş, Şimdi artık ne istediğini bilen… 50 yaşında bir adam arıyorum, Her borca girmiş, her borcu ödemiş, Sonra yeterince para edinmiş, Ama paradan gözleri kamaşmamış… 50 yaşında bir adam arıyorum, Yaşamış, her tütünü içmiş, Her içkiyi devirmiş, Yeteri kadar kadın tanımış, Ve artık başkalarını aramayan… 50 yaşında bir adam arıyorum, Veremeyeceklerinin farkına varmış, Geçmişi geleceğinden fazlalaşmış, Ama ancak şimdi yaşamaya başlamış… 50 yaşında bir adam arıyorum, Kendini en kötüye hazırlamış, Zamanın neleri iyileştirmeyeceğini öğrenmiş, Çok cenazeler kaldırmış… 50 yaşında bir adam arıyorum, Gerçeklerle yüzleşebilen, Yalan söylememe cesaretini edinmiş, Hislerinden kaçmamayı öğrenmiş… 50 yaşında bir adam arıyorum, Kendini artık ciddiye almayan, Yüzünde kırışıklıkları olan, Beni sükunetle seven, Ve benim için elinden gelecek her şeyi yapan, 50 yaşında bir adam arıyorum…

Yorum Yazın
Trilye’nin Meze Yolculuğu

Trilye’nin Meze Yolculuğu

Yorulduk aynı mezelerden dedim; ama bıktık, sıkıldık, demedim… Lodosta yakalanmamış, Boğaz girişinde veya Karadenizde tutulmuş büyük bir torikten.