0Yorum

Sınırsız Yetenekler

 

Elleriyle gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapatan üç maymun sembolü ülkemizde “üç maymunu oynamak” diye bilinir.

Gerçeklere gözünü kapatıp başını derde sokmamayı, doğruları dinlemeden ve kurnazlıkla aradan sıyrılmayı temsil eder.

Oysa üç maymunun simgelediği değerler bundan çok farklıdır.

Üç maymunun kökenleri eski Japon Koshin Folk geleneklerine dayanır. Japonca isimleri Mizaru, Kikazaru, İwazaru olan bu üç maymun bilge maymunlardır.

İki eliyle gözünü kapatan maymun Mizaru, kötü gözle bakmamayı simgeler.

Kulaklarını kapatan Kikazaru’nun mesajı kötüyü dinlememektir.

Ağzını kapatan İwazaru, kötü söz söylememeyi öğütler.

Üç maymunu, sorumsuzluk ve kayıtsızlığın sembolü gibi değil, edepli olmanın bir yolu gibi algılamak gerekir.

Prof. Dr. Zafer Öner, mesleğine aşık bir hekimdir. Doğru bildiğini esirgemeyen, gördüklerini, tanık olduklarını birebir aktaran çok değerli, dürüst bir insan olan Zafer Hoca’yı Trilye’nin ilk açıldığı günlerden beri tanırım. Üç maymuna Japonlar gibi yaklaşımda bulunur, insanlara değer verir, hastalarına ehemmiyet gösterir.

ÇOK ÇALIŞKAN

Gündüz saatlerinde ya da akşamüzeri Zafer Bey’e bir yerlerde rastlamak mümkün değil. Çünkü kendi yaşamından çaldığı zamanı hep hastaları için harcar. Mesleğine aşk ile bağlanan ayrı bir dünyası vardır Prof. Dr. Zafer Öner’in.

Etrafındaki sevgi çemberi, ona gönülden bağlı yakın dostları, motivasyonunun en önemli halkalarıdır. Maddi konularla hiç ilgilenmeyen, kendini insanlığa adamış ender kişilerden birisidir Zafer Bey. Uzun zamandır sizlere tanıtmak istediğim bu değerli tıp insanının neredeyse hiç vakti yoktur. Restorana gelmesiyle gitmesi bir olur o nedenle birlikte hiç fotoğrafımız olmadı şimdiye kadar.

ÇOK YETENEKLİDİR

Sınır tanımayan yeteneklere sahip Zafer Hoca ile muhabbet etmek, tatmin olmamış duygularınıza zirve yaptırır. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamazsınız. En zor konuları bile nükteyle geçen, akıcı bir şekilde anlatan Zafer Hoca başkentin özel bir simgesidir. Umut arayanlara çare olmuştur her zaman. Ona ihtiyacı olan hastanın telefonuna hangi saatte olursa olsun cevap verir ve yüzünü asla ekşitmez. Yetenekli elleri başta yanık tedavileri olmak üzere genel cerrahinin tüm kılcallarında mucizeler yaratmayı bilmiştir.

İYİ BİR YAZAR

Mütevazı kişiliği en büyük özelliğidir Zafer Hoca’nın. Kalemi de o kadar güçlüdür ki taş çıkartır vallahi. “İnceden Günceye” isimli kitabını 2017 şubatında imzalayıp getirme nezaketinde bulunmuştu. 800 sayfalık kitabı çok kısa bir sürede okudum. Çünkü yakın tarihle ilgili halka mal olmuş insanlarla bir sürü anısı var. Hepsini kitapta toplamış.

İki hafta önce pozitif enerjisiyle bulunduğu her ortama güzellik katan sevgili dostum Gülay Başgöze, Angora’daki Sushico’da Zafer Bey’in kitaplarının imza günü olacağının haberini verince çok sevindim ancak beş kitap birden görünce sevincim daha da arttı. Bir kez daha anladım ki hocanın hızına yetişmek mümkün değil!

Zafer Öner, gerçekten hayat dolu, yaşamdan zevk alan, insanları mutlu etmekten mutlu olan, kendi ile barışık, entelektüel birikimi muazzam, neşe dolu bir insandır. Bir hayli emek harcayarak yazdığı kitaplarının hepsi okunmaya değer. Kitaplarının düzenlenmesinde büyük emeği geçen Gülay Hanım’ın gelini Pınar Başgöze’yi de kutlamak gerekir.

1802 – 1885 yılları arasında yaşayan Victor Hugo, dünya edebiyatına önemli yapıtlar kazandırmış Fransız romancıdır. Onu hepimiz eserlerinden hatırlıyoruz. Büyük eserlerinden biri olan “Notre Dame de Paris” adlı kitabını yazmaya başladığında, bütün giyeceklerini bir sandığa koyarak yakın bir dostuna verir.

Eserine yoğunlaşıp onu tamamlayabilmek için böyle bir yönteme başvuran Hugo, dostuna kitap bitmeden elbiselerini getirmemesi için sıkı sıkıya uyarıda bulunmayı da ihmal etmez.

Zafer Bey’in bir süre ortadan kaybolmasının sır perdesini imza gününde öğrenmiş oldum. Elbiselerini kimseye vermemiş ama kitapları bitene kadar özveride bulunmuş. En azından çok sevdiği kalkan balığından bile uzak kalmış. “Yaşama Dair Denemeler”, “Anlatamadım mı?”, “Düştüm Uzun İnce Bir Yola”, “Giderken”, “Umutla” isimli kitapları da nice yaşanmış öykülerle dolu.

Yüreğindeki insan sevgisi ile iyilikler peşinde koşan Prof. Dr. Zafer Öner, kitaplarından elde edilen geliri de Hacettepe Üniversitesi Bilim Derneği’ne bağışladı. Denize atılan bir taş, bütün okyanusların seviyesini yükseltir diyerek sosyal sorumluluk projelerinde hep ön sıralarda yer alır Zafer Bey.

Hastaları her zaman “Başın düşerse dara, Zafer Hoca’yı ara” deyip çareler yaratan biri gibi görürler onu.

İşte böyle Zafer Hocam. Senin iyilik dolu dünyanı, mah cemalini ben satırlarıma sığdıramam. İmza gününde kutusundan çıkarıp kitaplarını imzaladığın o güzel kalemin mürekkebi bile yetmez seni anlatmaya.

İyi ki varsın, iyi ki dostumuzsun. Var olmak mı varlıklı olmak mı? Sen var olmayı seçenlerdensin. Yolun her zaman açık olsun.

Çok çalışmak diye bir şey vardır,

Sanki hiç paraya gereksinim yokmuş gibi şarkı söylemelisin,

Hiç incinmeyecekmişsin gibi sevmeli,

Hiç kimse görmüyormuş gibi dans etmelisin,

Hepsi yürekten gelmeli,

Gerçekten işe yaramasını istiyorsan…

İyi pazarlar.

Not: Her şeyimizi borçlu olduğumuz babalarımızın Babalar Günü’nü kutluyorum.

Yorum Yazın