Sokaktaki Lezzet

Katkı maddelerini, tatlandırıcıları, lezzet artırıcıları, gıda boyalarını tanıyalı hayatımızın tadı değişti. Halbuki ne güzeldi benim çocukluğumun yılları. Kösedere domatesini ikiye bölüp üzerine tuz serpince mis gibi kokan domatesin eşsiz lezzetini dakikalarca damağımda hissederdim.

Selanik’ten göç eden babam uzun bir süre nüfusu 27 bini geçemeyen Çanakkale’de seyyar satıcılık yaptı. Tatillerimde ona yardım ederek harçlık kazanmak bana çok mutluluk verirdi. Limonatayı annem hazırlardı. Akşamdan şeker üzerine bırakılan portakal kabukları ve limon suyu sabahın erken saatlerinde kıvama gelirdi. O tülbenti annemin her gün kaynattığını bilirdim. Koruk mevsiminde koruk suyuna dönerdi işimiz. Ama limonata ve koruk sularının konduğu bidonların her gün birkaç kez sıcak su ile yıkandığını çok iyi hatırlıyorum.

23 Nisan’dan itibaren dondurma satmaya başlardık. Sadece süt, şeker, salep kullanırdık. Bir de fıçının içine buz ve tuz atıldıktan sonra saatlerce çevirdiğim dondurma güğümünün cılız kollarımı çok acıttığını hatırlıyorum.
Kışın şam tatlısı yapardık. Üzerine yarım yer fıstığı yapıştırıp pırıl pırıl camekânlarda satardık. Satışa benim tek başıma çıktığım günlerde diğer satıcılar hayret ederdi. Onların satışları 7-8 saat sürer ama ben bir saatte bitirirdim limonata ve dondurmayı. Her gün beyaz gömlek giyerdim, bakımlı saçlarım ve cilalanmış ayakkabılarım köprünün yanında kurulan cuma pazarına gelenleri ve kordona gezintiye çıkanları çok etkilerdi. “Temiz çocuk, buradan alalım” dediklerini duyardım.

NEW YORK’TA KALDIRIM ŞEFLERİ

Köprü altındaki o güzelim balık ekmek bile yasaklanmıştı bir ara. Neyse ki yanlıştan dönüldü. Yasaklamak yerine düzenlemek sözcüğüne daha sempatiyle baksak bu işler daha anlamlı ve yararlı olacak.
Amerika’da TV çekimlerinde en çok dikkatimi çeken konu ilginç ve ucuz yemeklerin bazılarına el arabaları ve büfelerde rastlamam oldu. 24 saat yaşayan şehir gece yarısı enerji almak için sokak satıcılarına koşuyor.

Hiç uyumayan kent çabucak enerji almak zorunda. Bu yüzden New York yiyecek satan karavanlar, minibüsler, tezgahlar ve el arabaları ordusuna sahip. Satıcıların çoğu farklı yemek geleneklerini bu uluslararası metropole kendileriyle birlikte getiren göçmenler. Keçi etinden yapılma Jamaika köftesinden, Mısır’ın falafeline kadar bulmak mümkün. New York, sokak yiyeceklerini öylesine ciddiye alıyor ki her yıl en iyi kaldırım şefinin seçildiği Vendy ödüllerinin verildiği bir tören düzenleniyor.

SOKAK PAZARLARI

Damağına çok güvendiğim, üç saatliğine Hong Kong’a yemeğe giden dostum Christian Karavolas’ın eşi Ulya Hanım’la Union Square’deki ünlü green markete alışverişe gittim New York’ta. 57’nci Cadde’deki Amerika’nın en ünlü lazer epilasyon merkezi Romeo & Juliette’in sahipleri olan çift, yeme içme konularında çok donanımlı. Türk lokantalarının tanıtımına da gönüllü elçilik yapıyorlar. Dünyanın en ünlü Michelin yıldızlı restoranlarının şefleri yiyecek almak için sabahın erken saatlerinde bu markete geliyorlar.

Karlı bir havada New York civarından gelen organik sebzelerden, balkabağına, akçaağaç şurubundan, bala kadar her şeyin doğalını bulmak mümkün. Ama en çok dikkatimizi çeken semizotunun 50,00 lirayı aşan fiyatıydı. Dağ balinası olarak bilinen semizotu omega 3 deposu.
Artık dünyada yeni trend mutfaktan tarlaya giden yolda sağlıklı yiyecekler sunmak. Ama bütün yollar lezzette birleşiyor.
Haftaya kadar doğal ve sağlıklı yiyeceklerden uzak kalmayın.

Yorum Yazın

Son Yorumlar