Balıkçılığa Önem Vermeliyiz

 

Geçtiğimiz hafta her yıl Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenen Seafood Expo fuarındaydım. Türkiye’nin en önemli balık ve deniz ürünleri tedarikçisi, Başkent’in gurur kaynağı İskenderun Balıkçılık’ın sahiplerinden Zafer Polatoğlu ve oğlum Koray ile birlikte günde 20 bin adımın altına düşmeyen canlılıkla fuarın her köşesini izleme olanağı bulduk.

SEVECEN SENEGAL

Denize olan kıyısında bol balık tutulan Afrika ülkesi Senegal’in deniz kabuklularından yaptıkları yerel bileziklerin dağıtıldığı sempatik standından, Norveç ve İspanyolların devasa standlarına varıncaya kadar dev bir alanda sergilenen deniz ürünleri insanın gözlerini dolduruyordu. O kadar ürünün sergilendiği alanda hiç koku yok. Deniz hıyarından salyangoza, istiridyeden ahtapota her türlü deniz canlısı sergilendi.

LERÖY KATILMADI

Bu yıl deniz mahsulleri fuarında Brüksel’deki havaalanı saldırısı etkisi oldukça gözlendi. Daha önceki yıllar daha fazla canlılık gözlemlerdim. Güvenlik nedeniyle Norveç’in somon devi, Alarko Holding’in eski partneri Leröy firması fuara katılmama kararı aldı. Leröy ayrı bir renk katıyordu.

Brüksel’de her metro istasyonunda ellerinde piyade tüfekli askerler güvenlik tedbiri almıştı. Havaalanına giriş çıkışlarda olağanüstü tedbirler vardı. Ankara’dan 25 dakika rötarla gelen uçağımız nedeniyle tam saatinde kalkan İstanbul-Brüksel uçağını kaçırmamıza neden oldu bu sıkı emniyet tedbirleri. Ama fazla üzülmedik. Amsterdam’a gidip orada da bir Türk vatandaşımızın ‘Mi Sueno’ (Rüyam) isimli Arjantin stili et lokantasını ziyaret etmemize neden oldu. İsmini birkaç yıldır duyduğum bu restoran işine önem verenlerin nerede olursa olsun başarıyı yakalayacaklarının bir göstergesi. Merhum Mustafa Koç bile misafir olmuş restorana.

HİNDİSTAN KALAMARI, İSPANYOL AHTAPOTU

Hindistan bütün dünyaya kalamar satıyor. Türkiye’de de ‘U serisi’ ithal kalamarlar hep Hindistan malı. Endonezya da binlerce adalarından temin ettiği karideslerle pazarda yerini alıyor.

İspanya ahtapotları gerçekten eşsiz. Kozmetik sanayinde kullanılan Ege’nin ünlü deniz hıyarları da görücüye çıkmıştı. Ama bizim ülkemizden gelenler değil. Dünyada pek çok stoklar tükenmiş, Ege hala çok zengin.

Fransa kıyılarında üretilen envai çeşit istiridye benim en çok gözümü dolduran üründü. Alışmak mı zor istiridyeye, vazgeçmek mi? Ama Ankara’da henüz büyük bir kitleyi alıştıramadım dünyanın kolesterol içermeyen hayvansal proteinlerinden biri olan istiridyeye.

Fileler dolusu kidonya, vongole, parlak, kara midyeyi seyretmesi bile güzeldi fuarda. Büyük firmalar bol bol deniz ürünü getirip aşçılara pişirterek sunum yaptılar. Izgara balık kokusu çok cezbedici. İnsanın ayağını çekiyor standa.

Kanada’nın taş ve kral yengeçleri ayrı bir dünya. Bir tarafta da yakalama anını gösteren görseller… Kalibresi küçük ürünlerin tekrar denize bırakılışı. Avlanma saatini 1 dakika geçince yakalanan yengeçlerin kafesinin tekrar boşaltılması. Öğretici ve eğitici bilgiler aktarılıyor görsellerle.

Karanlıkta esnerken ağzını kapatan insan medenidir derler ya. Aynen onun gibi bir şey. Okyanusun ortasında vicdanlarıyla baş başa kalan balıkçıları ne gören var, ne de denetleyen. Ama onlar bu avlanmanın etik olmadığına inandıkları için kurallara bu denli bağlı hareket ediyorlar.

Oysa bizim vongole yatağı Batı Karadeniz sahillerini denizi tarayarak topladığımız dönemlerde kuruttuk dibini. Yaz kış demeden, üreme dönemlerine aldırmadan yanlışlar yaptık. Biraz geç uyandık bindiğimiz dalı kestiğimizin farkına vardık.

İngilizlerin, İrlandalıların standlarında cod balığı, Dover dil balığı gibi dünyaca kabul gören lezzetli ürünler; Norveç firmalarının standlarında somondan başka halibut, uskumru gibi balıklar görücüye çıkmıştı.

TÜRK STANDINDA HELVA

Türk standlarında güzel kızların hediye ettiği tekerlekli troyler çok başarılı bir reklam aracı. Gerekli bir şey ama yeterli değil. Standlar biraz cılızdı. Döner ocağına takılan tahin helvasını bizden başka anlayan bir yabancı olduğunu sanmıyorum. Balıktan sonra helva yenir imajını algılatmak için. Bence çok eskilerde kaldı o gelenek. Canlanır mı? Bence hayır. Çünkü glikoz şekeri kullanılarak yapılan helva balık gibi en sağlıklı bir protein kaynağından sonra hazmettirici mi? Balığın neyini hazmettireceksiniz? Zaten balığın kasları, dokuları çok yumuşak. Hem araştırılsın birazcık Türkiye’deki balık lokantaları ne kadar helva satıyor?

Su Ürünleri Tanıtım Grubu biraz canlılık katmalı, profesyonelce yaklaşmalı, Ar-Ge çalışmaları yapmalı. Daha önceki bir ilanlarında buyabez tarifinin bile yanlış yazıldığı herkesin gözünden kaçmış.

Bizim standlarımızın maalesef çekiciliği pek yok. Kar buzun üzerindeki çiftlik çipuraları ve levrekleri, domates, salatalık süslemeleriyle sergileniyor. Halbuki New York’taki Fulton balık halinde bile Türkiye’den giden balıklar kolayca satılabiliyor.

Su Ürünleri Tanıtım Grubu, marketing programını gözden geçirmeli. Çünkü Türkiye’de de balık tüketimi artış göstermiyor. Nedenleri araştırılmalı ve onun üzerine gidilmeli. Tanıtımda yeni ve yepyeni ürün kavramıyla tanışmak gerekli olduğuna inanıyorum.

Brüksel’deki terör saldırısı herkeste rehavet yaratmış. Gidip gitmeme konusunda ben de kararsızdım. Fuarda deniz mahsulleri ekipmanları ile ilgili standları da var. Hayatımızı kolaylaştıran, maliyetleri düşüren çalışmalar, inovasyonlar hep birbirleriyle yarışıyor. Balık lokantalarında çalışan aşçı sayıları azalacak yakında. Çünkü boyutuna göre makineye verdiğiniz balık 1-2 dakika içinde temizlenip fileto çıkarılabiliyor. Size sadece pişirmek kalıyor, yakında belki onu da çözerler. Balık teknolojileri son yıllarda büyük gelişme içerisinde.

Bugün Anneler Günü. Anneler lütfen çocuklarına balık yedirsin. Bol balıklı ve sağlıklı bir Anneler Günü diliyorum.  

Yorum Yazın
Trilye’nin Meze Yolculuğu

Trilye’nin Meze Yolculuğu

Yorulduk aynı mezelerden dedim; ama bıktık, sıkıldık, demedim… Lodosta yakalanmamış, Boğaz girişinde veya Karadenizde tutulmuş büyük bir torikten.